
Birçoğumuz küçükken pilot olmak, astronot olmak gibi hayalleri olurdu. Bunu gerçekleştiren insanlara bu hayalinizi gerçekleştirmek nasıl bir şeydi diye sorsak herhalde hayal ettikleri gibi olmadığını bize anlatırlardı diye düşünüyorum.
Havalimanına gidene kadar yaşanan stres gerginlikle birlikte belki de birçok pilotun bu hayali olmaktan uzaklaştığı bir yere dönüşüyor olabilir. Bu gerginliğin ilk aşaması olan eğitim sürecinin görevleri istenenler kademeli olarak zorlaşırken birey de gitgide bu stresi omuzlarında hissetmeye başlar. Belki söylediğim garip gelebilir ama birçok kişinin sırf bu stresten dolayı somatik olarak vücudunun belli yerlerinde ağrılar oluştuğunu gözlemleriz. Büyük bir yükü taşımanın verdiği bu sorumluluk, özellikle sırt bölgesinde, midede ve ayaklarda ağrılara sebep olabiliyor. Buradan bu işin bizi psikolojik olarak zorladığı anlamı çıkarılabilir. Dolayısıyla almış olduğunuz ilaçlar bir nebze olsun nefes aldırsa da uzun vadede ağrıların devam etmesi kaçınılmaz bir durum olabilir. Bu yüzden durumu psikolojik yönleriyle de inceleyip bu stresle baş etme yollarını kendimizin bulması gerekmektedir.
Kokpite ilk kez tek başına oturan bir öğrenci pilotun elleri titrer, kalbi hızlanır, zihninde “ya beceremezsem” sorusu dönüp dolaşabilir. Bu meslek, dünya genelinde en çok özenilen ama aynı zamanda en yüksek performans baskısı taşıyan mesleklerden biri olduğu için kişinin acısıyla tek başına mücadele edip bir de buna çıkış yöntemleri bulmaya çalışması zorlayıcı olabilir.
Gergin başlayan bir süreç…
Pilotluk, hata payının diğer bir çok meslekten çok daha düşük olduğu, sürekli değerlendirmeye açık ve yüksek sorumluluk taşıyan bir alan. Türkiye’de havacılık psikolojisi alanında yapılan güncel çalışmalar, pilot adaylarının eğitim sürecinde performans baskısı, yoğun sınav temposu, uzun süren uçuş planlamaları ve hata yapma korkusu gibi stres unsurlarıyla sürekli karşı karşıya kaldığını gösteriyor. Modern uçaklar otomasyonla donatılmış olsa da, o sistemleri yöneten pilotun zihinsel dayanıklılığı hâlâ uçuş güvenliğinin en kritik unsuru olmaya devam ediyor.
Bu tablo yalnızca Türkiye’ye özgü değil. Havacılık eğitiminde “insan faktörü” kavramı, teknik yeterlilik kadar önemli bir başlık haline geldi; durum farkındalığı, ekip iletişimi, stres yönetimi ve karar verme becerileri artık müfredatın ayrılmaz bir parçası olarak ele alınıyor.
Meslekte Kaygı, Eğitimle Bitmiyor…
Burada altı çizilmesi gereken önemli bir nokta var: Bu gerginlik yalnızca eğitim sürecine özgü bir “başlangıç heyecanı” değil. Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu’ndan araştırmacıların 2016 yılında yürüttüğü, 50’den fazla ülkeden yaklaşık 1.850 hatlı pilotu kapsayan anonim bir araştırma, bir hafta içerisinde uçmuş olan pilotların %12-14’ünün klinik depresyon eşiğini karşıladığını, katılımcıların %4’ünün ise son iki hafta içinde intihar düşüncesi yaşadığını ortaya koydu. Araştırmanın baş yazarı, halk sağlığı araştırmacısı Joseph Allen, pilotların bu belirtileri açıklamaktan kaçınmasının anlaşılır olduğunu, çünkü uçuşa elverişlilik belgelerini kaybetme korkusunun bu dürüstlüğün önünde ciddi bir engel oluşturduğunu belirtiyor.

Bu korku somut verilerle de destekleniyor: Kanada’da yaklaşık 1.400 pilotla yapılan ulusal bir araştırmada katılımcıların %72’si, bir sağlık sorununu bildirmenin lisanslarını etkileyeceğinden endişe ettiğini, neredeyse yarısı ise bu yüzden tıbbi yardımı geciktirdiğini ya da tamamen kaçındığını belirtmiş. ABD Ulaştırma Bakanlığı Genel Müfettişliği’nin 2023 tarihli raporu da FAA’nın (Amerikan Federal Havacılık İdaresi) psikolojik değerlendirme süreçlerinin kapsamlı olduğunu, ancak pilotları açık iletişime teşvik edecek bir ortam yaratma konusunda hâlâ kat edilecek yol olduğunu vurguluyor. Özellikle de pilotluğa aday olan bireylerin mülakatlarda psikolojik iyi oluş gibi noktalarda sorular sormaları henüz mesleğe başlayacak olan adaylar için gereken kriterler arasında. Buradan yola çıkarak, aday pilotlarını seçerken henüz en başında, bu zorlu süreç için bir psikolojik anamneze benzer bir test ile bireyin psikolojik becerileri öngörülmeye çalışılıyor ki bu durum bir yönüyle ileriki süreç için sağlıklı bir adım gibi gözüküyor.
Son olarak bu veriler bize şunu gösteriyor: Mesleğe başlarken hissedilen gerginlik, zamanla kendiliğinden “geçmesi gereken” bir aşama değil; kariyer boyunca farklı biçimlerde karşımıza çıkabilecek, üzerinde çalışılması gereken bir alan. Dolayısıyla da ilk başta mülakata alınan bireylerin yeterlilikleri ilk süreçte alındığı gibi ileriki süreçte de gözlemlenmesi gereken bir nokta olabilir.
Sektörün Büyüklüğü, Baskıyı da Büyütüyor
Bu psikolojik yükü büyüten bir diğer etken de sektörün içinde bulunduğu büyüme ve rekabet ortamı. Boeing’in 2025 Pilot ve Teknisyen raporu, küresel havacılık sektörünün 2044 yılına kadar yaklaşık 660 bin yeni pilota ihtiyacı olacağını öngörüyor. Bugün yaklaşık 315 bin kişilik olan küresel pilot iş gücünün, bu tarihe kadar neredeyse ikiye katlanarak 610 bin kişiye ulaşması bekleniyor. Bir analize göre ise Amerika Birleşik Devletleri’nde pilot açığının 2026’da yaklaşık 24 bin kişiyle zirve yapması öngörülüyor.

Bu rakamlar kulağa iyimser gelse de, madalyonun diğer yüzünde başka bir gerçek yüzümüze çarpıyor ya da çarpacak gibi gözüküyor. O da sınırlı kontenjan, yüksek eğitim maliyeti ve yoğun rekabet, Türkiye’de pilotaj bölümlerine giriş sürecini oldukça zorlu kılacağı ve adayların daha okula başlamadan önce psikoteknik değerlendirmelerden, stres altında karar verme testlerinden geçecekleri anlamına geliyor. Yani gerginlik, ilk uçuştan çok önce, seçilme sürecinin kendisiyle başlıyor.
Gerginlikle Savaşmak, Onu Büyütür
Yeni pilotların çoğu, kaygıyı “yok edilmesi gereken bir düşman” gibi görür. Kalp çarpıntısını bastırmaya, “sakin ol” diye kendine emir vermeye, olumsuz düşünceleri zihinden kovmaya çalışır. Kabul ve Kararlılık Terapisi’nin (ACT) psikolojik esneklik modeline göre bu çaba paradoksal bir sonuç doğurur: içsel deneyimlerle savaşmak, onları söndürmek yerine güçlendirir.
Simülatör kabininde kalbi hızlanan bir eğitmen pilot adayı düşünün. “Sakin olmalıyım” diye kendine baskı yaptıkça bedeni bu baskıyı bir tehdit sinyali olarak okur ve kaygı daha da artar. ACT literatüründe bu döngüye “deneyimsel kaçınma” (experiential avoidance) adı verilir ve araştırmalar, bu kaçınma eğiliminin kısa vadede rahatlama sağlasa da uzun vadede kaygı düzeyini yükselttiğini gösteriyor.
Güvenlik davranışlarının bir tür tuzak halini alabileceği ile ilgili bir örnek vereyim:
Bazı uçuşlarda sert iniş (hard landing) ihtimaline karşı koltuğun altına rahatlatıcı bir minder konulabilir. Doğal olarak, olası bir sert inişte bu minder fiziksel ve zihinsel bir rahatlama sağlar. Ancak ilk kaygı anından sonra pilotun sırf bu korkuyu yatıştırmak için her uçuşta altına minder koymaya başlaması, farkında olmadan geliştirilen bir “güvenlik davranışına” dönüşür. Pilot, daha uçuşun en başında zihnini o “korku tüneline” sokmuş olur. Kısa vadede rahatlatıcı gibi görünen bu tür ritüeller, uzun vadede zihne “Ortamda tehlike var, önlem almalısın“ mesajı vererek kaygıyı besler. Bu yüzden süreçte verilen otomatik tepkilerin ve davranışların fark edilmesi, bunlara yönelik bilinçli adımların atılması oldukça kritik bir noktadır.
Buna ek olarak evde veya işyerinde simülasyon (x-plane) tarzı oyun veya profesyonel araçlar ile bireyler uzun saatler boyu, yetkinliklerini test edebilmekte. Bu bazen kötü bir uçuşun ardından alınan olumsuz geri bildirim sonucunda kişinin kendini suçlamasına ve simülasyonda geçirilen vaktin daha da uzayıp daha da gerginleşen bir sürece dönüşebilmektedir. Tüm bu düşünce, duygu ve davranış sürecinin özenle takip edilmesi bu sürece olumlu katkı sunabilmektedir.

ACT’in Sunduğu Alternatif: Kabul
Öncelikle çekişmeyi durdurmaya çalışırız. Misal vermek gerekirse çocuklar çekişirlerken onlara oyunun kurallarını anlatmak veya sakinleşmelerini beklemek zor olabilir. O halde biz de bu süreci duygusal mücadeleyi kazanılamayacak bir oyun olarak görebilir ve bu korku yahut şüphelerimize karşı sert bir müdahaleyle ipi çekmek yerine, bıraktığımızda ve o korkudan duygunun orada kalmasına izin vererek eylemlerimizi kontrol etmesine izin vermemek anlamına geliyor.
İkinci olarak düşünceleri gerçeklerden ayırabiliriz. ACT, pilotlara korkutucu bir düşünceyi (“Bu uçuş sınavında kesin kalacağım/hocam kötü konuşacak”) mutlak bir gerçek olarak değil, sadece geçici bir söz veya zihinsel bir olay olarak görmeyi öğretebilir. Tabi tüm bunları bu şekilde görsek de günün sonunda uçuş sonrası bu düşüncelerin gerçekleşip hocamızdan bu uyarıyı da alabiliriz. Tüm bu süreçler bizim esneyebilme kapasitemizi gösterir. Ve mücadele ruhumuzu gösteren bir yönümüz olur.
Kabul etmek, stresi sevmek veya düşük performansa teslim olmak anlamına gelmez. Mevcut gerçekliği kabul etmek ve etkili bir şekilde yanıt verebilmek demektir.
Stresli, gergin, karnınız ağrıyor, üşümüş veya yorgun hissedebilirsiniz ve yine de uçağı mutlak hassasiyetle uçurabilirsiniz. Kabul etmek, bu hislerin önce ortadan kalkmasını beklemeden, fiziksel ve duygusal olarak bunlara yer açmanıza olanak sağlar.
Yapılan araştırmalar, pilotların bu kabul yöntemlerinde eğitilmesinin kaygı duyarlılığını önemli ölçüde azalttığını ve psikolojik esnekliği artırdığını göstermektedir. Bir pilot içsel durumunu kontrol etmeye çalışarak zihinsel enerjisini boşa harcamayı bıraktığında, bu enerji kumandayı eline almasına, hava trafik kontrolüyle iletişim kurmaya ve uçağı güvenli bir şekilde uçurmaya yöneltir.
Düşüncelerden Ayrışmak (Cognitive Defusion)
“Bu işi beceremeyeceğim”, “Eğitmenim beni yetersiz görecek”, “Bir hata yaparsam her şey biter” gibi düşünceler, özellikle mesleğin ilk aylarında sıkça ortaya çıkar. ACT’te önemli olan bu düşüncelerin doğru mu yanlış mı olduğunu tartışmak değil, onlarla kurulan mesafedir.
Bu doğrultuda yapılan alıştırmalar süreç içerisinde geliştirdiğimiz düşünce kalıplarını fark etmemize olanak sağlar.
Şimdiki Anla Temas

Havacılıkta dikkat, hayatta kalmanın temel bileşenidir. Ancak kaygı zihni sürekli geleceğe (“check-ride’ı geçebilecek miyim?”) veya geçmişe (“o gün yaptığım hata”) taşır. ACT’in “şimdiki anla temas” pratiği, dikkati aktif olarak kokpite, göstergelere, ses ve dokunuşlara geri getirmeyi öğretir.
Uçuş öncesi kısa bir nefes egzersizi veya kontrol listesine geçmeden önceki üç saniyelik bir “burada ve şimdi” duraklaması, zihni geçmiş veya geleceğe kaçmaktan alıkoyabilir.
Değerlere Bağlı Kalmak
ACT’in merkezinde “değerler” kavramı vardır — bizim için gerçekten önemli olan, bize anlam veren yönler. Mesleğin ilk zorlu döneminde bu değerleri hatırlamak, motivasyonun kaynağını değiştirir.
“Bu mesleği neden seçtim?” sorusunun cevabı kimi zaman gökyüzüne duyulan tutkuda, kimi zaman insanları güvenle bir yerden bir yere ulaştırma sorumluluğunda, kimi zaman sürekli öğrenme arzusunda saklıdır. Bu değerlere bağlı kalmak, tek bir check-ride’ın ya da tek bir eleştirinin kişiyi tanımlamasına izin vermemeyi sağlar.
Kararlı Eylem: Kaygıya Rağmen İlerlemek
ACT’in son ve belki de en pratik boyutu, kaygı ya da rahatsızlık hissi devam etse bile değerlere uygun eylemi gerçekleştirmektir. Gerginliğin geçmesini beklemek yerine, gergin olunmasına rağmen simülatöre girmek, briefing’e katılmak, geri bildirim istemektir.
Kaygının azalmasını bir ön koşul olarak görmek kişiyi hareketsiz bırakabilir. Oysa deneyim gösteriyor ki, eylem genellikle güveni kaygının azalmasından sonra değil, kaygıyla eş zamanlı olarak inşa eder.
Sonuç
Mesleğe yeni başlayan bir pilot için gerginlik, ortadan kaldırılması gereken bir arıza değil, bu yolculuğun doğal bir parçasıdır. Veriler de gösteriyor ki bu gerginlik yalnızca eğitimin ilk haftalarıyla sınırlı kalmıyor; sektörün büyüme hızı, rekabet ortamı ve mesleğin taşıdığı sorumluluk, kariyer boyunca farklı biçimlerde karşımıza çıkabiliyor. Amaç kaygısız bir pilot olmak değil, kaygıyla birlikte var olabilen, değerlerine bağlı kalarak görevini yerine getirebilen bir pilot olabilmektir veya buna yakın bir durum…
Kokpitte oturan her deneyimli kaptan, bir zamanlar aynı gerginliği hissetmiştir. Onların farkı, o gerginliğin yok olmasını beklemeden uçmayı öğrenmiş olmalarıdır.
Kaynakça
- Boeing Commercial Market Outlook. (2025). Pilot and Technician Outlook 2025–2044. The Boeing Company.
- Murray, G., Heilakka, R., Rye, D., & Grant, L. (2023–2026). Industry Efforts Are Easing Pilot Shortage Severity / Global Airline Pilot Supply and Demand Forecast. Oliver Wyman Management Consulting.
- Wu, A. C., Donnelly-McLay, D., Weisskopf, M. G., McNeely, E., Betancourt, T. S., & Allen, J. G. (2016). Airplane pilot mental health and suicidal thoughts: a cross-sectional descriptive study via anonymous web-based survey. Environmental Health, 15(1), 121.
- U.S. Department of Transportation, Office of Inspector General. (2023). FAA Conducts Comprehensive Evaluations of Pilots With Mental Health Challenges, but Opportunities Exist to Further Mitigate Safety Risks (Report No. AV2023038). U.S. DOT.
*Kişisel bir endişeniz varsa, bir ruh sağlığı uzmanına danışmanızı öneririm.





















